Prostat kanserinde erken tanı, tedavi seçeneklerini artırıyor. Medical Park İstanbul Onkoloji Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Bağcıoğlu, 15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü kapsamında hastalığın özellikle risk grubundaki erkeklerde düzenli kontrol gerektirdiğini söyledi.
Prostat kanserinde risk yaşla birlikte artıyor
Prof. Dr. Bağcıoğlu, prostat kanserinin erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden biri olduğunu ve görülme sıklığının yaşla birlikte arttığını belirtti. Birinci derece akrabalarda, özellikle baba veya erkek kardeşte prostat kanseri öyküsü bulunmasının riski yükselttiğini ifade eden Bağcıoğlu, ailede birden fazla kişide hastalık görülmesi, genç yaşta ortaya çıkması veya meme kanseri öyküsünün bulunmasının da genetik açıdan değerlendirilmesi gereken durumlar arasında yer aldığını aktardı. BRCA2 başta olmak üzere bazı genetik mutasyonların da riski artırabildiğini söyledi.
Belirtiler başka hastalıklarla da karışabiliyor
Erken evrede prostat kanserinin herhangi bir belirti vermeyebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Bağcıoğlu, ilerleyen dönemlerde idrar yapmada güçlük, idrar akımında zayıflama veya kesilme, sık idrara çıkma, gece idrara kalkma, idrarda ya da menide kan görülmesi gibi şikâyetlerin ortaya çıkabileceğini anlattı. Hastalık kemiğe yayıldığında bel ve kalça bölgesinde ağrı da görülebileceğini belirten Bağcıoğlu, bu belirtilerin hiçbirinin prostat kanserine özgü olmadığını kaydetti.
İdrar şikâyetlerinin çoğu zaman farklı ürolojik hastalıklardan kaynaklanabildiğini söyleyen Bağcıoğlu, iyi huylu prostat büyümesi, prostat iltihabı, idrar yolu enfeksiyonları, aşırı aktif mesane veya idrar kanalındaki darlıkların da benzer yakınmalara yol açabileceğini ifade etti. Bu nedenle idrarla ilgili şikâyetlerin mutlaka bir üroloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
PSA testi ve kişiye özel kontrol programı
PSA testinin prostat kanserinin erken tanısında önemli bir araç olduğunu belirten Prof. Dr. Bağcıoğlu, PSA yüksekliğinin tek başına kanser anlamına gelmediğini dile getirdi. İyi huylu prostat büyümesi, prostat iltihabı, idrar yolu enfeksiyonu ve bazı tıbbi işlemlerin de PSA değerini yükseltebileceğini söyleyen Bağcıoğlu, sonucun hastanın yaşı, prostat hacmi, PSA yoğunluğu, muayene bulguları ve prostat MR görüntüleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini aktardı. Kesin tanının ise gerekli durumlarda yapılan biyopsi ve patolojik inceleme sonucunda konduğunu ifade etti.
Kontrollerin risk durumuna göre planlanması gerektiğini belirten Bağcıoğlu, ortalama risk grubundaki erkeklerde genellikle 50 yaş civarında değerlendirmeye başlanabileceğini söyledi. Ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunanlarda bu yaşın 45'e, BRCA2 gibi yüksek riskli genetik mutasyon taşıyanlarda ise yaklaşık 40 yaşa çekilebileceğini kaydetti.
Erken tanı tedavi şansını artırıyor
Erken tanının tedavi sürecinde önemli bir avantaj sağladığını vurgulayan Prof. Dr. Bağcıoğlu, hastalığın prostatla sınırlıyken yakalanması halinde tedavi seçeneklerinin arttığını ve tamamen tedavi edilebilme ihtimalinin yükseldiğini söyledi. Erken tanı alan her hastanın ameliyat olmak zorunda olmadığını, düşük riskli bazı hastalarda aktif izlem uygulanabildiğini belirten Bağcıoğlu, hastalık ilerlediğinde tedavinin çoğu zaman hastalığı uzun süre kontrol altında tutmayı amaçladığını ifade etti.
Tedavi kararının hastalığın evresi ve risk grubunun yanı sıra kişinin genel sağlık durumu ve beklentilerine göre verildiğini aktaran Bağcıoğlu, aktif izlem, radikal prostatektomi ve radyoterapinin seçenekler arasında yer aldığını söyledi. Cerrahinin açık, laparoskopik veya robot yardımlı yöntemlerle yapılabildiğini belirten Bağcıoğlu, ileri evrede hormon tedavileri, yeni nesil hormonal tedaviler, kemoterapi ve uygun hastalarda hedefe yönelik tedavilerin gündeme gelebildiğini kaydetti.
Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine de değinen Prof. Dr. Bağcıoğlu, prostat kanserini kesin olarak önlediği kanıtlanmış bir beslenme şekli veya ilaç bulunmadığını söyledi. Sağlıklı vücut ağırlığının korunması, düzenli egzersiz yapılması, dengeli beslenilmesi, sebze ve meyve tüketiminin artırılması ve işlenmiş gıdaların sınırlandırılmasının genel sağlık açısından fayda sağlayabileceğini, ancak vitamin veya takviyelerin bilinçsiz şekilde kullanılmaması gerektiğini belirtti.