Anksiyete bozukluğu belirtileri, günlük endişeden farklı olarak kişinin uyku düzenini, dikkatini ve günlük yaşamını etkileyebiliyor. Acıbadem Bursa Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Çağrı Çimentepe Sezer, her endişenin ruhsal bir hastalık anlamına gelmediğini, ancak kontrol edilemeyen ve sürekli hale gelen endişede profesyonel değerlendirme gerekebileceğini belirtti.
Her endişe anksiyete bozukluğu değildir
Dr. Sezer, belirsizlikler ve muhtemel tehditler karşısında endişenin doğal bir ruhsal yanıt olduğunu ifade etti. Gelecekle ilgili belirsizlikler, sağlık sorunları, ekonomik endişeler, yaklaşan sınavlar veya iş görüşmeleri kişilerin endişelenmesine yol açabiliyor.
Makul düzeydeki endişenin dikkati artırarak kişiyi önlem almaya yönlendirdiğini belirten Sezer, sorunun içinde bulunulan durumdan daha fazla endişelenmek olduğunu söyledi. Sorun ortadan kalktığında endişenin de azalmasının beklendiğini vurgulayan Sezer, anksiyete bozukluğunda ise kişinin henüz gerçekleşmemiş ihtimaller üzerinde tekrar tekrar düşündüğünü ve endişesini kontrol etmekte zorlanabildiğini kaydetti.
Aşırı endişe günlük yaşamı nasıl etkiler?
Dr. Sezer'e göre aşırı endişe, dikkati keskinleştirmek yerine dağıtıyor, düşünme kapasitesini daraltıyor ve kişiyi aynı düşünceler etrafında dönüp durmaya sürüklüyor. Uyku düzeninin bozulması, dikkat ve konsantrasyon güçlüğü, kaçınma davranışları ile günlük işlevselliğin etkilenmesi, profesyonel destek ihtiyacına işaret edebiliyor.
Endişe sırasında bedenin tehlikeye karşı hazırlanmaya başladığını belirten Sezer; kalp atışlarının hızlanması, kasların gerilmesi, terleme, mide ve bağırsak hareketlerinde değişiklikler ile nefes alışverişinin hızlanmasının görülebileceğini aktardı. Gerçek bir tehdit olmamasına rağmen bu alarm halinin uzun süre devam etmesinin kişiyi fiziksel ve ruhsal açıdan yorabileceğini söyledi.
Belirsizliği yok etmeye çalışmak endişeyi artırabilir
Endişe yaşayan kişilerin sürekli düşünerek, araştırarak veya çevresinden güvence isteyerek rahatlamaya çalışabildiğini ifade eden Dr. Sezer, belirsizliğin doğası gereği kesinliğe ulaşılamayacağını belirtti. Sezer, endişeyi azaltma amacıyla gösterilen bu zihinsel ve davranışsal çabaların bazen endişenin sürmesine katkıda bulunabileceğini dile getirdi.
Tedavinin amacı endişeyi tamamen yok etmek değildir. Dr. Sezer, endişenin yaşamı aksatan, uykuyu, dikkati, işlevselliği ve ilişkileri belirgin biçimde etkileyen bir hale gelmesi durumunda profesyonel destek alınması gerektiğini vurguladı.